İba Haber
Önceliğimiz doğruluk

HÜKÜMLER SABİTTİR, GÜÇ YETİREBİLME İSE DEĞİŞKENDİR

Şeyh Ebu Abdullah Eş-Şami

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salatların en üstünü ve selamların en kamil olanı efendimiz Muhammed’e, ailesine ve tüm ashabı üzerine olsun.

Kuşkusuz Allahu Teala’nın dini kamildir: “Bugün size dininizi kemale erdirdim.” Ve şumullüdür: “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” Hayatın tüm yönlerini kuşatır… Tüm zaman, mekan, koşul ve anlar için uygundur. Allah -Celle Celaluh- kullarına karşı latiftir, şefkatlidir, merhametlidir. Allahu Teala’nın kullarına olan merhametinden ve dininin şümullu ve kamil olmasından yola çıkarak; dinin hükümleri ferdi, cemai, güçlü, zayıf, mustazaf ve otorite olmak üzere insanın tüm hallerini kapatır.

Dinin hükümleri kamildir ve sabittir, ancak fert ve toplum olarak insanın durumu sabit değildir. Bazen güçlü olur, bazen de zayıf. Allah her iki durum için ve başka durumlar için ayrı hükümler koymuştur. Güçlendiğinde, gücü ve otoritesi oranına uygun olan Allah’ın hükümleri ile sorumlu olur. İlim ehlinin açıkladığı üzere, vacipler güç yetirebilme ile ilintilidir ve ancak güç yetirilen şeylerde sorumluluk (mükellefiyet) vardır. Güç derecesi azaldığında, şeriat-ı mutahharanın hükümlerinden durumuna uygun olanını alır ve kaçınılmaz olarak bu, önceki dereceyle aynı olmayacaktır.

Bunun üzerine şunları söyleyebiliriz: Hükümler değişmez. Hükümlerin tedric aşaması sabittir. Ancak fert, cemaat ve devlet olarak insanın durumu, zayıf ve güçlü, mustazaf ve hakim olarak değişir. Güç ve otoritesi arttığında, sabit olan tedric aşamasında daha önce bu dereceye ulaşmamışken vacip olmayan şeyler vacip olur. Bu, malum olan bir durumdur. Ancak burada uyarıda bulunulması gereken iki husus bulunmaktadır:

Birincisi: Durumumuzda en önemlisi cihad olan birçok vaciplerden, güç yetirememe ya da zayıflık ve hakim olmama vb. gerekçelerle bunlardan kurtulmayı amaçlayanlar vardır. Hakikatte bu bir çöküş, vazgeçme, bırakma, korkaklık, iradenin yitirilmesi vb. nefis hastalıklarındandır. Belki ilimle bezenmiş ve ilim ehlinin terimleriyle süslenmiş de olabilir.

İkincisi: Bazı kimselerin, bir fertten, cemaatten ya da devletten, bir dönem ulaşmış olduğu güç durumu üzere tek bir şekil üzere kalmasını istemesi ve koşullar, durum ve vakıa değiştiğinde ve doğal olarak daha önce güç yetirebildiği vacipleri yerine getirememeyi doğuran güç yetirebilme derecesi değiştiğinde; bunu, sapma, menheci sulandırma ve değişme gibi bazılarını korkutan nitelemeler türünden haksız açıklamalarla yorumladığını görürsün. Bu kimseler değişen durumu göz önünde bulundurmadan, sırf değişenlerden olmamak için, içerisinde bulunmuş olduğu konumda alacağı hükümlerin daha önce bulunmuş olduğu esas üzere devam etmesi gerektiğini zanneder.

Yazıları üzerinden mücahid gençlere; durumun, ‘hükümlerin değişmesi’ olduğunu, ‘vacip olan şer’i hükümlerin belirleneceği güç yetirebilme derecesinin değişmesi olmadığını’ telkin eden kimse; ya bir şeyin vacipliği ile şer’i olarak ona güç yetirebilme bağını bilmeyen birisidir, ya da güç yetirebilme derecesinin azalması neticesinde vacip olan hükümlerin de azalması durumunu, taviz ve dinden ve menhecten sapma olarak tasvir etmesinde müslümanları ve mücahidleri kandırmaktadır.

Biz ise gevşemeden ve zıtlaşmadan Allahu Teala’ya azimet ile ibadet etmekteyiz. Dinin tüm durumlarımızı kuşatması ile Allah Subhanehu’ya ibadet etmekteyiz. Yine Allah Subhanehu’ya kullarına karşı latif, şefkatli ve merhametli olması üzere ibadet etmekteyiz. Yüzüstü bırakanlara ve aşırılara ise teselli yok. Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’adır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.